|
Siyaset dünyasındaki bazı kişilere çeşitli yakıştırmalar yapılmış olup bu kişiler, "yiğit lakabıyla” anılır sözünü doğrularcasına genellikle kendilerine yakıştırılan bu yakıştırmalarla gündeme gelmektedirler.
Söylentiden öteye gitmeyen bazı yolsuzlukları bile belgeleriyle kanıtlamayı başaran CHP Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’na da, fiziksel görümüyle İngiliz sömürgeciliğine karşı Hint milli hareketini başlatan Gandhi’ye benzediği için “Gandi Kemal” yakıştırması yapılmıştır.
Bana kalırsa ona,sadece bu fiziki bezerlikten ibaret olan böyle bir yakıştırma yerine, yaptığı yolsuzluk araştırmalarıyla bir zamanlar televizyonda izlediğimiz ünlü bir dizideki en karışık cinayetleri bile kendine has metotlarıyla açığa çıkaran Komiser Kolombo ile olan benzerliği nedeniyle “Kolombo Kemal” demek daha uygun olurdu.
Üzerine gittiği bir çok yolsuzluklar yanında son yerel seçimlerde, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak beklenilenin hayli üzerinde oy olan Kılıçdaroğlu’nun, haklı olarak politikadaki yıldızı da parlamıştır.
Mevcut yasalarla pek bağdaşmayan her uygulamayı en çarpıcı bir biçimde gündeme taşıdığından AK Partinin en çok çekindiği ve tırsdığı muhalif bir politikacı olan Kılıçdaroğlu, bu defa iğneyi kendisine, daha doğrusu partisine batırmaktan da çekinmemiştir.
Partisi CHP’nin halkla ilişkiler konusunda, AKP’nin halka gösterdiği yakınlığı gösteremediğini çekinmeden itiraf etmiştir.
Kılıçdaroğlu, bir nevi özeleştiri olan bu itirafında haksız mıdır ?
AKP’li politikacılar gecekondularda yaşayan vatandaşlarımızın en mutlu ve de en kederli günlerinde, bu mutluluk veya kederlerini paylaşmak için hep yanlarında olmaktadırlar.
Ya, CHP’li o politikacılar… Onların varoşlarda yaşayan bir yoksulun evine gidip bir bardak çayını içip onunla sohbet ettiği pek görülmüş müdür ?
Benim çocukluğum Elmalık mahallesinde geçti. Daha ziyade Alucralı ve köy kökenli işçilerle küçük esnafın barındığı mahallemizde, Gümüşhanelilerin dışında hemen hemen herkes o zamanki Demokrat partiyi tercih etmekteydiler.
Çünkü, CHP’nin o zamanki üst düzey yöneticileri eşraftan kişilerdi ve bizim mahalledekilerle pek muhatap olmazlardı.
Onun içindir ki mahalle halkı Demokrat Partiyi kendilerine daha yakın bulmaktaydılar.
Ancak, Gümüşhanelilere İnönü ne gibi bir kıyak yapmışsa onları, CHP’den vazgeçirmek, neredeyse dininden vazgeçirmek gibi bir şeydi…
CHP maalesef ,yıllardır halka karşı olan bu ilgisizlik zaafını hala devam ettirmektedir.
Geçtiğimiz yıl Baykal’ın çarşaflı kadınlara rozet takması ise popülizm amaçlı bir gösteri olmaktan öteye gitmemiştir...
CHP zihniyetinin adıyla bağdaşmayan halkla bütünleşmedeki zaafına çarpıcı bir biçimde tanık olduğum ve yaşadığım bir olayı sizlerde de nakletmek istiyorum:
Bundan birkaç ay önce CHP’nin Ordu’daki eski il yöneticilerinden, adı mühim değil birisi ki,bu kişi partide hala etkin bir isim, biz Başkentteki Orduluların devam ettiği kahvehaneye yakın bir dostunun yanına geldi.
Sohbet sırasında, partilerinden olan Karadenizli tanınmış bir kişinin kızının düğününe davetli olduğu için bir ertesi gün Denizli’ye gideceğini söylüyordu.
Ben de kendilerine, son yerel seçimlerde CHP’den Denizli Belediye Başkan adayı olan kişiyle olan samimi tanışıklığımızdan bahsedip o kişinin her bakımdan mükemmel biri olduğunu anlattıktan sonra yerel seçimlerde AKP’nin güçlü adayının aldığı oya yakın bir oy aldığını da belirttiğim bu kişiyle tanışmalarının yararlı olacağını söyledim.
Ne var ki bu kendini beğenmiş tipik CHP’li , burun kıvırcasına bu dediğimi hiç umursamadı bile…
Birkaç gün sonra tekrar kahvehaneye geldiğinde bana: “Meğer benim gittiğim o düğün, senin bahsettiğin kişinin oğluna aitmiş” dediğinde:
“Peki o zaman” dedim “ o kişiyle de tanıştın mı bari ?”
Bizimkisi gayet rahat” Yoook” demesin mi?
İşte size, tipik bir CHP zihniyeti…
Bu kafayla bunların, bırakın halkla bütünleşmeyi kendileriyle bile bütünleşmesi ya da yakınlık kurması mümkün olabilir mi acaba ?
CHP bugün Genel Sekreterlik görevindeki Önder Sav, belki çok bilgili, dürüst biri olabilir. Ama gel gör ki politbüro üyesini anımsatan o soğuk tipiyle halka şirin görünmeyi başarabilir mi sayın Sav ?
Nitekim geçen yıl halktan biriyle sohbet etmeye kalktığında, bu sohbet sırasında ettiği ters bir söz, sansasyon yaratacak kadar tepki çekti.
CHP’deki bu halka tepeden bakma huyu, adete genlerine işlemiş gibi…
Yıllarca CHP’de siyaset yaptıktan sonra bu partinin demokrasi ve halkla ilişkiler konusundaki politikasına karşı çıktığı için ihraç edildiğini iddia eden kendini sokağa bırakılmış gibi hissettiğini söyleyen ve sürpriz bir kararla cami avlusuna bırakılmışcasına AKP’ye geçen bugünkü Kültür ve Turizm Bakanı sayın Ertuğrul Günay bile hala, eski bir CHP’li olarak bir nevi huy haline gelmiş olan bu anlayışı üzerinden bir türlü atamıyor gibi…
Bunların altı, geyik deri koltuk gördüğünde gözleri, halkı belki de daha hiç görmeyebilir de...
Onun için, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu özeleştirisine kimse gocunmasın.
CHP’nin halkla bütünleşmesi için öncelikle halka tepeden bakma anlayışından artık vazgeçtiğini somut bir şekilde hissettirmelidir.
CHP'li yöneticiler, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerel seçimlerde İstanbul’un varoşlarından aldığı yoğun oylardaki en etkili faktörün ne olduğunu üstünkörü de olsa etüt ettiğinde şüphesiz bunun farkına varacaktır ki, sanırım kesin varmışlardır da...
Sözün özü; CHP, bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu iddia ettiği Cumhuriyetin temel ilkelerini, demokrasi aracılığıyla korumak istiyorsa, Kılıçdaroğlu’nun söylediklerine kulak vermelidir. |